Ana Menü
Anasayfa
Haberler
Özel Dosyalar
Hukuk Köşesi
Bize Ulaşın
Arama
Çok Okunanlar
Köşe Yazarları
----------------------------------
----------------------------------
----------------------------------
----------------------------------
----------------------------------
Şuanda 1 misafir bağlı
  Bugün: 1
Ziyaretçiler: 2200948
Giriş Formu





Kayıp Parola?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol
Anketler
Ermenistan sınır kapısı açılmalı mı?
 
 


  ::  Eğitim Bir Sen Kozağaç'ta buluştu
  ------------------------------------------------
  ::  HAYIR için işte bu yalanları söylüyorlar
  ------------------------------------------------
  ::  Türk Eğitim Sen CHP'ye Moral Verdi
  ------------------------------------------------
  ::  Erdoğan:Memur-Sen,Güçlü ve Cesur Evet Diyor
  ------------------------------------------------
  ::  Lise Sınıf Geçmede Önemli Değişiklikler
  ------------------------------------------------
  ::  'Öcalan'a çok ihtiyaç var' da sorun yok
  ------------------------------------------------
  ::  Türkiye ayağa kalktı: KABUL EDİLEMEZ
  ------------------------------------------------



Bir Modern Zaman Kurgusu Olarak Cemaat Yazdır E-posta
Çarşamba, 29 Nisan 2009

 

Göç, tarih boyunca insanlığın kaderi olagelmiştir. Yaşadığı yerden çeşitli sebeplerle göçen insanlar iletişim imkânlarının görece az olduğu zamanlarda bir bilinmezlik içindedirler. Bu göçlere çoğunlukla geri dönme düşüncesi eşlik eder. Onun için tarla tapan satılmaz. Evdeki tüm eşyalar toparlanmaz. Böylece eski zamanların göçüyle şimdiki zamanların göçü bir farklılıkla kendini göstermiş olur.
Tarihte bilinen göçler incelendiğinde insanların beraber hareket ettikleri görülmektedir. Aynı dine inanır bu insanlar. Babalar, dedeler, halalar, teyzeler, dayı ve amcalar eşlik eder yolculuğa. Eşyalar ve hayvanlar birbirine benzer. Muhacir, yolculuğun zahmetli tabiatına bu sayede katlanır. Mihmandar yolu bilmektedir. Bu, bilinmeyen tehlikelerin etkisiz hale getirilip bir güvenlik şeridi oluşturulması anlamına gelmektedir. Tabiatın zor şartları hesaba katılmazsa gitmek istenen yere zamanında varılması mukadderdir.
Elbette bütün bunlar eski zaman göçlerinin kolay olduğu anlamına gelmez. Bu, modern zaman insanının teknolojik araçlardan yararlanıp kolayca bir yerden diğerine yerleşmesinin söylendiği kadar kolay olmadığıyla aynı durum gibidir. Modern zamanlarda insan hangi sebeple olursa olsun ona eşlik eden yalnızlık duygusudur. Bu öyle bir duygudur ki;  gurbette olma durumunu yıllar geçse bile yanında taşır durur.
Evinden kopmuştur. Eşyası, bineceği aracın istiap haddi kadardır. Eşinin ve çocuklarının yanında olmama ihtimali vardır. Muhacire bu kadar eziyet etmesek ve desek ki; eşyaları tam, eşi ve çocukları yanında hatta bu satırların yazarının da bir katkısı olsun: Yerinden yurdundan kopmuş bu kişinin cebine yeterli miktarda para da koyalım. Hatta doğup büyüdüğü coğrafyadan daha güzel bir mekâna gittiğini de varsayalım. Bütün bunları alt alta toplasak bile modern dünyanın bireyi çepeçevre saran o korkunç yalnızlığını aşabileceğini yönündeki bir iyimserliğe sahip olamayacağımızı peşinen kabul etmemiz gerekiyor.
Modernizmin bu dünyada kurduğunu ilan ettiği cennette muhacir mutsuzdur. Yıllar yılı bu sanal cennetin mukimlerinin farkında olmadığı bir kandırmacanın farkındadır. Yaralı bilinçlerin övgüsü ona düpedüz bir saldırı gibi gelmektedir. Kurdukları dilin gramerinde muhacire ait olan unutulmuştur. Bir adım daha ileri giderek söylersek ona ait dil kasıtlı bir şekilde çıkarılmıştır. Muhacir bu durumda ne yapsın? Göçmen olma halini üzerinde kaç kuşak taşısın? Bağrından kopup geldiği diyarın değerlerini şehrin sınırında mı bıraksın? Muhacir bir ikilem içindedir. Her göçmenin bir hikâyesi kendisiyle birlikte doğmuş, yaşamış ve çoğalmıştır.
Şehrin büyük bir organizasyon olduğunu düşündüğümüzde bireyin yapayalnız kalacağını rahatlıkla söyleyebiliriz. Bu durumda daha önce göç etmiş akrabaların ilk sığınak olması doğaldır. Böylece muhacir memleketinin sıcak ilişkilerini şehirde bulmaya çalışır. Fakat bu ilişkiler her zaman problemleri çözmek için yeterli olmayacaktır. Cemaatler bu yönüyle bireyi koruyup kollayacak yeni bir mekanizmadır. Cemaat çevreden geleni merkeze taşıyan bireyin taleplerini dile getiren geniş bir örgütlenmedir. Bu yönüyle olumlu bir toplumsallaşma aracıdır.  Cemaat aynı zamanda yönetimin elitler arası bir dolaşım olmasını önleyen yönü de göz ardı edilemez. Bir eğitim merkezi gibi düşünüldüğünde saliklerine yaşam boyu eğitim ve öğretim veren sivil bir kurum özelliği taşır.
19. yüzyıl pozitivist sosyologlarından (örn.F.Tönnies) mülhem cemaat  anlayışı günümüzde aşılmış durumdadır.Buna rağmen 19. yüzyıl kaba pozitivist geleneğin tortusu sayılan bu eğilimin 21. yüzyıla girdiğimiz bu günlerde hala yürürlükte olması, Türkiye’deki sosyal bilimlerin acizliğini gözler önüne sermektedir. Öyle olmasaydı cemaatin ilkelliğin bir işareti olduğu hala iddia edilebilir miydi?

 Mehmet ERKOL
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır

» Yorum yok
Şu anda hiç yorum yok.
» Yorumu Gönder
Sadece üyeler yorum yazabilir
Lütfen giriş yapın veya üye olun!.
 
Sonraki >
Son Haberler

 

Hızlı Erişim
Basından Seçki
----------------------------------
----------------------------------
----------------------------------
----------------------------------
----------------------------------
----------------------------------
----------------------------------
----------------------------------
----------------------------------
----------------------------------
Son Yorumlar
  • Reklam